Hüzünlü Gün
İbrahim TORU
ibrahimtoru@kanalurfa.com
01-08-2015

Zaman hızla geçiyor. Hayat bizden
habersiz bitip gidiyor. ?stesek de istemesek de sevdiklerimiz bizden ayrılıp
ahiret yurduna göç ediyor. Ölüm elbet bir gün bizi de sevdiklerimizden alacak o
zaman da bizi sevenlerin boynu bükük kalacak. Çünkü dünya bir han misalidir,
her insan bu handa bir müddet konaklar ve günü gelince de bu handan ayrılır.



                Zaman o
kadar ilginç bir kavram ki anlamak çok zor… Bazen yılları bir sayfaya
yazamazsınız, bazen de bir günü sayfalara sığdıramazsınız. Evet, öyle anlar
vardır ki sayfalara sığar mı hiç… Örneğin bir çocukken örnek aldığımız bir
yakınımızın vefatı yüreğimizde öyle izler bırakır ki o anları yıllara ve
sayfalara asla sığdıramayız. Hele bir de o yakınımızın vefat yıldönümü
günlerinde nasıl hüzünlenmez insan? Bugün benim çok değer verdiğim ve bizi
yetiştirme noktasında üzerimizde çok büyük emeği olan, bugünlerimizin öncüsü ve
vesilelerinden biri olan saygıdeğer amcam Mehmet Bey’in vefat yıldönümü.
16.01.1993 günü aramızdan ayrılmıştı. Hey gidi günler; zaman nasıl da hızlı
geçiyor… Amcamın vefatının üzerinden tam yirmi yıl geçmiş. Koskoca yirmi yıl…



                Ben
huyumu- mizacımı babamdan, cesaretimi amcamdan almışım. Çünkü amcam çok cesur
ve atılgandı. Ticarette başarılıydı. Mehmet Amcamın dokuz çocuğu vardı. Biri
erkek, sekizi kız. Erkek çocuğu engelli. Demek nasip böyleymiş. Amcam başka
erkek çocuklarının da olmasını isterdi. Başka da erkek çocuğu olmadı. Herhalde
bu yüzden beni ve ağabeyim Halef’i öz evladı gibi severdi. Gittiği yerlere bizi
de götürür, bize örf, adet ve ticareti öğretirdi.



Ben ortaokulu bitirdikten sonra
kamyonda muavinlik yaptım ve toplam elli yedi gün boyunca Türkiye’nin birçok
şehrine gittim. O yollarda giderken ailemle görüşmek için jetonlu telefonlardan
evimi arardım. Kamyonumuz devrildi, iki gün boyunca ormanda ağaç yüklerken
mahsur kaldık. O zamanlar ?stanbul otogarı Topkapı’daydı. Birçok yer gezdik.
Uzun süre memlekete gelmeyince amcam benim bulunmam ve geri gelmem için ödül
bile vereceğini söylemiş. Çünkü o zaman cep telefonu yok, internet yok… Ailemle
günlerce görüşemiyorum. Amcam da “artık yeter yeğenim geri gelsin de beraber
geldiği arkadaşına hediyeler- ödüller vereyim” demiş. Bu uzun ayrılıktan sonra
nihayet memleketime döndüm ve amcam beni ve ağabeyimi kendi işyerinde yani gıda
toptancısı dükkânında işe aldı. Çünkü o bizden ayrı kalmak istemiyordu. Canım
amcam tam bir baba yarısıydı…



1992 yılında Japon Pasajı’nın
girişinde bir dükkân tuttuk. Ben, Halef Ağabeyim ve Mehmet Amcam birlikte o
dükkânı açtık ve bugünlerimizin temelini o gün attık. O günkü şartları çok iyi
hatırlıyorum. Bir şiş patlıcanlı kebabı üç kişi yerdik, karnımızı doyururduk.
Her zaman Allah’a şükrederdik, yediklerimiz az da olsa, Rabbim yemeyenlere de
nasip etsin derdik.



                O
zamanlar bazı evlerde telefon ve televizyon yoktu. Televizyon seyretmek ve
telefon açmak için komşularımız bizim evimize gelirlerdi. Rahmetli amcam bana
baston tipi bir şemsiye vermişti yağmurda ıslanmayayım diye... O şemsiyenin
bastonu kırıktı ama yine de hoşuma gitmişti. Yağmurlu günlerde onu kullanırdım.
O şemsiye beni yağmurdan korurdu. O şemsiye ile yağmurdan korunurken sanki
amcamın elini başımda hissederdim. Çünkü kırık bir şemsiye ile olsa bile benim
yağmurdan korunmam için amcamın fedakârlığını hissetmek çok güzel bir duyguydu.



                On
?kiler Mahallesi Karanlık Sokak’ta otururduk. Yani Eyyübiye’de…  Sokağımız aynen adı gibi karanlıktı. Sokak
lambaları hep arızalı, hep kırık Karanlık Sokak… Odunlu sobamız yanardı. O
sobanın yanında oturur hayata ve geleceğe dair umutlarla,
gerçekleştirebileceğim hayaller kurardım. Amcamla pazarlık etmiştim. Ben
dükkânda ücretsiz çalışacağım o da benim dershane ücretimi ödeyecekti. Allah
mekânını cennet etsin, amcam desteğini esirgemedi benden…



                Çiftehan
civarında bir kıraathanesi vardı ve bir Raks marka vantilatörü taksitle
almıştı. O günler ah o günler… Hey gidi günler… Bir vantilatörü bile taksitle
aldığımız günler... Öyle güzel günler yaşadık ki amcamla. Maddi yönden yokluk
içinde de olsak manevi olarak kenetlenmiş bir şekilde el ele vererek bir
birimizin yanında olduk.



                1992
yılında Japon Pasajı’ndaki dükkânı kiraladıktan sekiz ay sonra amcam vefat
etti. Bugünkü diş hastanesinin yerindeki devlet hastanesinde kalp krizinden
hayata gözlerini yummuştu. Vefat ettiğinde 47 yaşındaydı. Doktorun ihmali
sonucu öldüğü için o zaman doktor olmayı ve hastalara şifa vesilesi olmayı çok
istemiştim ama kısmet olmadı. 1994 yılında üniversite sınavına girdim. ?lk
tercihlerim tıp fakültesiydi. Diğer tercihlerim arasında biyoloji öğretmenliği
yer alıyordu. Kısmet olmadı. Bir yıl daha çalışıp doktor olmak için sınavlara
girmek istiyordum. Amcam Halef, bir gün bir ticaretime şahit ve bana “?brahim
sen ticareti biliyorsun ve tatlı dillisin, sen ticaret yaparsan başarılı
olursun” dedi. Ben de ticarete daha çok zaman ayırdım. Nasip kısmet oldu ve
bugünlere geldik.



                Canım
Mehmet Amcam, 16.01.1993’te vefat etti. Dedem, 16.01.1981’de vefat etti. Babam
da 16.08.2008’de vefat etti. O yüzden 16 sayısı bana hep ayrılığı ve hüznü
hatırlatıyor. Anlayacağınız ölüm sevdiklerimi benden ayırdı. Bir gün beni de
sevdiklerimden ayıracak. “Her nefis muhakkak ölümü tadacaktır.” Bu gerçeği
bilerek yaşamak ne mutlu… Rabbim herkese hayırlı bir hayat, hayırlı bir ölüm ve
bu dünyada hoş bir sada bırakmayı nasip etsin. Çok değerli babam, amcam, dedem,
yakınlarım ve sizin vefat etmiş yakınlarınız, akrabalarınız için el- Fatiha
diyorum… Saygılarımla…



 






Bu yazi toplam 3913 defa okunmuştur
Henüz yorum yapilmamis.
Yazarin Diger Yazilari
TAZİYE
ANKET
banner163