Suriye Politikasındaki Yanlışlık
Ömer Dağcı
sadsadasd
01-08-2015






 



Tarihimize baktığımızda hep mazlum milletlerin yanında
olmuşuz. Yüce dinimiz bile yolda kalan gayr-ı müslimlere yardım etmeyi öngörür.
Milletçe bu özelliliğimiz asırlarca sürdü. Gelin sizinle şanlı tarihimizde ufak
bir gezinti yapalım



 



Osmanlı devleti kurulduğu sıralarda Moğolların önünden kaçan
Türkmenler Osmanlı aşiretine sığınırlar. Osman Gazi ve onun nesli Orta Asya?dan
gelen karındaşlarına kapılarını sonuna kadar açarlar. Zira beyliğin toprakları
genişlemekte ve küffar ilinde Türklere ihtiyaç bulunmakta. Balkanlar ele
geçirilince ihtiyaç daha da artar. Devlet adamları azınlıklara hoşgörü ile
yaklaşırlar. Onların bu politikası beylikten devlete, devletten imparatorluğa
geçişte etkili olur. Yavuz döneminde fetihler doğuya yapılır ve imparatorluk
bir anda mislice büyür. Bu kez ?slam coğrafyası ve onun başkenti Hicaz ele
geçirilmiştir.



 



Kanuni döneminde ?spanya?da büyük zulümlere uğrayan
Müslümanlara ve Yahudilere yardım edilir. Akdeniz?de bile yabancı gemiler
Osmanlı bayrağı çekerek korsan ve haçlı saldırılarından korunurlar. 19.
Yüzyılda bile Amerikan gemileri bize bağlı Cezayir dayılarına hediye
(haraç-vergi) vererek Akdeniz?de gezinirler



 



Duraklama döneminde bile ecdadımızın korumacı politikası
devam eder. ?sveç kralı Demirbaş şarl Rusların önünden kaçarak ülkemize
sığınır. Uzun yıllar misafir edilmesi üzerine kendisine bu lakap Demirbaş
ünvanı ?O artık misafirimiz değil, demirbaşımız oldu? denilerek devlet
adamlarımız tarafından takılır. Onun kışkırtmaları ile Baltacı Mehmet Paşa
meşhur Rusya seferine çıkar. Devlet ekonomik sorunlarla boğuştuğu sırada;
askerin ve memurun maaşını vermek için saraydaki altın ve gümüş mutfak kap-kacak
eritilirken himayemiz altındaki Lehistan (Polonya) meclisinin para yardımı
isteği üzerine Divan üyeleri bunu ret eder. Fakat sultan III. Murat tarihe
geçecek şu sözü söyler: ?Tiz Leh kralına yardım edile. Bugün para almaya alışan
yarın emir almaya alışır?



 



Asırlar boyu bu düşünce devam eder. Osmanlı toprakları
baskı, şiddet ve işkence altında kalan çeşitli milletlere ev sahipliği yapar.
Lehistan, Macaristan, Kırım, Balkan, Kafkasya milletlerine kucak açılır, bunlar
uğruna kefere Rusya?ya çeşitli kereler savaş açılır. ?stanbul Polonezköy bu
anıların eseridir. 19. yy.da ?rlanda?da açlık çıktığında yine atalarımız bu
ülkeye ?ngiltere?nin tüm baskılarına rağmen yardım yapar. ?rlandalılar halen bu
yardımı unutmamışlardır. Kırım, Kafkasya ve Balkan savaşları sonunda binlerce
Müslüman katliamlardan kurtulmak için Anadolu?ya sığınır.



 



Cumhuriyet döneminde de bu düşünce arada bir sekteye uğrasa
da tekrarlanır. Ülkemize Afgan, Irak, Bulgar, Balkanlar, Yunanistan ve nihayet
Suriye?den göçler yaşandı. Bu arada ?smet ?nönü döneminde Azeri
kardeşlerimizden bir bölümü Sovyet sınırını aşarak ülkemize sığınır. Ama Milli
şefin talimatı ile geri gönderilir. Bu kardeşlerimiz sınırda Sovyet
askerlerince kurşuna dizilir. Olayla ilgili yanık türküler insanımızca yakılır.



 



Son dönemde ülkemize binlerce Suriye?li Müslüman göç etti.
Anadolu insanı yine bu kardeşlerini bağrına bastı, onlara kucak açtı, her türlü
yardımı yaptı. Ama ortada garip bazı durumlarda vardı. Bir kısmı açlıktan
nefesi kokarken, dilenirken bir kısım Suriye?li elit-zengin kesim en lüks
semtlerimizde evler tutarak eski yaşantılarını sürdürmekte. Suriye ordusundan
kaçan ve aralarında generallerinde bulunduğu bir grupta çeşitli özel kamplarda
yaşantılarını sürdürmekte. Hadi diyeceksiniz asker kökenliler uluslar arası
anlaşmalar gereği kamplarda misafir ediliyor. Peki eli silah tutacak yaştaki
insanlar veya altlarındaki son model arabalarla ortalıkta fink atan gençlere ne
demeli? Beyler beyler biz bu vatanı bedava bulmadık. Urfa ?stiklal Harbinde
atalarımız Türk-Kürt-Arap ayırımı yapmadan beraberce bir ülkenin modern
ordusuna karşı en ilkel silahlarla savaşmadı mı? Bacılarımız, analarımız bile
bu mücadelede kan ve ter dökmedi mi? Aynı cesareti Antep, Maraş ve Çukurova
halkı göstermedi mi? Bence Suriye konusunda devlet olarak en büyük yanlışımız
savaşacak yetenekteki insanların eline birer silah vererek geri
göndermeyişimizdir. ?ster bana kızın ister sövün ben bunu der, bunu savunurum
arkadaş. Siz bu insanları geri göndermezseniz Hizbülşeytanlar ve Mollalar
Esed?in yanında durarak ülkenizi işgal ederler. Ondan sonra oturup beraberce
ağlaşırsınız. Bari necip Urfa halkını örnek alsınlar. Eeeee atalarımız boşuna
dememişler: Dost doğru söyler ama acı söyler.



 



Allah kimseyi kimseye muhtaç etmesin. Allah kimseyi vatansız
eylemesin. Ülkemizde son yaşanılan olaylara baktığımızda Allah bizlere de
merhum Mehmet Akif Ersoy?un deyimini tekrar ikinci bir ?stiklal Marşı günleri
gibi yaşatmasın.






Bu yazi toplam 1515 defa okunmuştur
Henüz yorum yapilmamis.
Yazarin Diger Yazilari